Válasszon nyelvet

Çocuklar İçin Nutuk
Remzi Kitabevi
Felsefe Sözlüğü
Orhan Hançerlioğlu
Kitap ve yazar tanıtımları için
0532 400 88 88

Güneşli bir yaz günüydü. Denizin mavi suları, gökyüzüyle adeta bir dans içindeydi. Genç sörfçü Kağan, tahtasını sırtına vurmuş, okyanusa doğru koşuyordu. Kağan eskiden bir su topçuydu; kolları uzun kaslarla dolu, bacakları at tepişi gibi su altından yükselmek için kullanılan makas hareketleri nedeniyle oldukça hızlıydı. Sörf tahtası onun keyifli bir eğlencesi ve aynı zamanda çocukluk hayaliydi, dalgalarda sanki yokuş ve buz olan yolda, teker içinde yer alan şişme eski şambrel ile kayar gibi kayardı. "Bugün büyük dalgaları sımsıcak poğaça ve ayran aynı anda yer gibi yakalamak istiyorum!" diye mırıldandı, gözleri parlayarak.

Buz gibi soğuk tuzlu suya girdiğinde su yüzünden saçlarına onu bir serinlik verip rüzgarda uçuşan saçlarını başına ve gözlerinin önüne düşürmüştü. Yüzünde neşeli bir gülümseme vardı. Arkasında okyanusun köpüklü dalgaları ve parlak güneş ışığı, okyanus dalgalarında sörf yapıyordu. Birden tahtanın fini bir ipe takıldı. Bu ip bir derinlerde yer alan sandığın kapağına bağlı bir halattı. Sandık sörfün hızının da etkisiyle derinlerde üzerine örten yosunlardan kurtuldu ve yavaş yavaş su yüzeyine doğru yükseldi.

Kağan tahtasını düşme nedeniyle çok geride bırakacak şekilde ileriye doğru suya düştü. 

Sandıkta derinlerde su yüzeyine doğru sanki suyun dibine bir top batırmışsınız da hızlıca yukarı çıkar gibi çıkıyordu. Ancak şekli yuvarlak olmadığından bir sola bir sağa zik zak hareketle bir anda Kağan’ın suda olduğu yerin tam önüne hafif sudan kesilecek gibi hızla çıkıverdi. Yanlarında taşıma demir halkaları vardı bu boyuttaki ahşap sandığın. Yan kulbuna tutunup kendini sandığa doğru çekti. Ağır olan kapağını güç vererek açtı. İçinden göz kamaştırıcı bir ışık fışkırdı. Zaman sanki geriye sarıldı. Gökyüzü döndü, deniz köpürdü, her şey bulanıklaştı. Bir anda, Kağan kendini M.Ö. 88.000 yılında buldu!

Hala okyanustaydı, ama her şey değişmişti. Sörf tahtası kaybolmuştu. Modern giysileri yırtılmış, yerine yumuşacık hayvan derileri gelmişti –sanki bir mağara adamı olmuştu. "Neler oluyor?" diye bağırdı, ama sesi dalgalar arasında yitip gitti. Kağan güçlü bir yüzücüydü, su topu günlerinden kalma kasları ince uzun ama güçlüydü. Yüzmeye başladı, ama bir fark hissetti. Sanki içindeki güç katlanarak artmıştı; kolları suyun içinde bir kaplan gibi çevikti. Suyun altında yüzerken, balıklar daha renkli, deniz daha berraktı. "Bu zamanda her şey daha canlı!" diye düşündü, hayretle.

Hayvan derisinden giysileri vücuduna yapışmış, güçlü kolları suyu yararken dalgalar etrafında köpürüyor. Arka planda, renkli balıklar ve mercanlar görülüyor, eski dünyanın saf ve canlı okyanusunu yansıtıyor.

Uzun bir yüzüşten sonra, Kağan bir karaya ulaştı. Burası ıssız bir adaydı, ama günümüzdekinden çok farklıydı. Ormanlar, gökyüzüne uzanan dev ağaçlarla doluydu; yaprakları kocaman, yeşil birer şemsiye gibiydi. Kağan yürümeye başladı. İlk gördüğü bitki, dev bir eğrelti otuydu. Yaprakları kol boyunda, kenarları tırtıklı, sanki bir ejderhanın pulları gibi parlıyordu. "Bunlar günümüzde yok!" dedi, gözleri faltaşı gibi açılmış. Eğrelti otlarının arasında, parlak kırmızı çiçekler açmıştı; kokuları tatlı, bal gibiydi, başını döndürüyordu. Kağan birini kokladı ve gülümsedi. "Bu çiçekler, eski dünyanın hazinesi.

Adanın derinliklerine ilerledikçe, hayvanlarla karşılaştı. Önce bir sürü küçük, tüylü yaratık gördü –günümüz sincaplarına benziyorlardı, ama daha iri, kuyrukları kabarık birer bulut gibiydi. Sonra, uzaktan bir gürültü duydu. Bakınca, dev bir mamut gördü! Mamutun hortumu uzun bir boru gibi sallanıyor, dişleri kıvrık kılıçlar gibi parlıyordu. Yavaşça yürüyordu, otları ezerken yer titriyordu. Kağan bir ağacın ardına saklandı, ama mamut zararsızdı; sadece ot yiyordu. "Ne muhteşem bir yaratık!" diye fısıldadı, hayranlıkla. Günümüzde mamutlar yoktu, ama burada adeta krallardı.

Biraz ileride, bir nehir kenarına geldi. Nehirde yüzen yaratıklar vardı: Saber-toothed kaplanlar! Dişleri uzun, keskin bıçaklar gibi parlıyordu. Ama bu kaplanlar suda oynuyordu, yavruları neşeyle sıçrıyordu. Kağan uzaktan izledi. "Korkutucu ama güzel," diye düşündü. Nehrin yanında, dev çiçekler açmıştı –mor yapraklı, ortası sarı, günümüzdeki zambaklara benziyorlardı, ama daha büyük, daha parlak. Yaprakları yumuşacık, dokununca ipek gibi kayıyordu. Kağan birini kopardı ve cebine koydu. "Bu, vadideki zambak gibi, ama eski zamanın zambağı.

Yıllar geçti. Kağan adada dört yıl yaşadı. Doğayı inceledi, bitkileri topladı, hayvanları gözledi. Dev eğreltiler altında uyudu, mamutların gölgesinde dinlendi. Bir gün, ormanda yürürken ayağı bir dala takıldı. Bu dal onu bir anda günümüze geri getiren yapraklar bütününden oluşan çukurun kapağına açılmasına neden oldu. 

Günümüze döndüğünde aynı ayrıldığı zamanın üzerine 4 yıl da geçmiş zaman günümüz dünyasında da akmıştı.

Çok farklı hissediyordu. Çünkü bu sefer yanında bir maden vardı. O seksen sekiz bin yıl öncesi milattan önceye ait bir maden ile dönmüştü. 

Bu maden ona tüm dünyada yapılabilecek olan tüm güzelliklerin anahtarı gibi geliyordu. Bu maden üstelik tükenmeyecek kadar sonsuz bir madendi. İnanılmaz olanı da hiç bir maden için belge başvuru evrak onay almasına gerekmeden bu madene her daim her zaman erirşebileceğiydi. Bu madene sahipti artık. Çok çalışmak ve şükürdü bu maden. Bunu yaptığında herkesle beraber çok güzel olan tüm hedeflere belli bir süre sonunda erişebileceğine artık emindi. Sabır bu madenin en önemli bütünleyici parçasıydı. Şimdi bu maden artık hepinizde. Sizler de bu madeni kullanmak istemez misiniz? 

Eğer bu hikayeyi beğendiyseniz Ödeme İçin Aşağıdaki Banka Hesabına Dilediğiniz Tutarda Ödeme Yapabilirsiniz.

Garanti Boğaziçi Ünv. TR070006200030300006667636 Kağan OMAY

Çocuklar için eğlence konu sorusu:

  1. Bu hikayede çelişki nerede vardır?
  2. Eğer çelişkiyi bulduysanız, sizce daha fazla çelişki olması gerekse kaç adet çelişki bulabilirsiniz.

 

 

Oldalainkat 349 vendég és 0 tag böngészi